| Ezanların Yükseldiği Şehirde Garip Olmak Varmış |
|
11 Şubat 2012 Ezanların Yükseldiği Şehirde Garip Olmak Varmış SORU: Selamünaleyküm Hocam; Asıl sorumsa hocam, bu toplantıların önceki âdetlerinden kalan pasta börek meselesidir. Biliyorum ki her evde faiz ve içki var. “Yapmayın!” diyorum, dinlemiyorlar. Oğlumu götürmüyorum. Israrla az yemek zorunda kalıyorum. Yüreğimi yakan, beynimi kemiren bu soruyu bugün bir kardeşimiz de sordu. Ona da ‘Bu benim cevabını bilmediğim derdimdir.’ dedim. Ne edeyim hocam? Gitmemeli miyim? Bu faizli ikramlar beni de yakar mı? Eve gelince midemi çıkarmak istiyorum. Bir rahatsızlık dolayısıyla zorlu bir tedaviye gireceğim hocam. Dualarınızı eksik etmeyin. Eğer cevap verir de ben de hastaneden çıkarsam, cevabınızı o kardeşime de ileteceğim. Gönüllerin sahibine emanet olunuz. (Hocam, benim 3 yaşında bir Mus’ab’ım var ve sizi çok seviyor. Dedesi olarak biliyor sizi. Bir sigara içen görse, ne yaptın? Nureddin dedem kızar diyor. Talep olmadığı için buraya gelmezsiniz ama burada sizi bekleyen bir kızınız bir oğlunuz bir de torununuz olduğunu bilin.) CEVAP: Hanım Kızım, Sâliha kadınların bu zamandaki nâdir örneklerinden biri olarak dirilmek ne azametli, ne muhteşem bir karşılık olur sizin için bilir misiniz? Evet, erkeğimizle kadınımızla garibiz. Sadece Allah’ın dediği olsun, nefislerimizin dediği olmasın dediğimiz için garibiz. Önceki garipler gibi biz de garibiz; kendi evimizde bile yabancı muamelesi görebiliyoruz. Ne yazık ki ezanların yükseldiği bir şehirde de garip olmak varmış! Asla esef etmiyoruz, pişman değiliz, bitkin değiliz; ilk gariplerin yolunda olalım, sonra da onlarla beraber bilinelim de gariplik bizi itsin dursun. Ne gam ne keder! Siz Sümeyye ile olun da dünya dursun, gök yere insin ne gam ne keder! O zaman güneş sönse de sen nûr olursun, bütün karanlıklar seninle gün olur, gündüz olur. Değil sizin köyün kötülüklerle dolu olması, Kâ’be bile putlarla dolu olsa, onu tavaf edenler çırılçıplak etrafında dolaşıp duruyor olsa bile, değil mi Sümeyye’sin, değil mi teksin, garipsin; tep ayağınla bütün varlığı, kes ayağını yerden yüksel de dur fezada, yüksel ey Sümeyye! Senin yerin o köy değil, Mekke bile değil; arkadaşlarının, izinde olduklarının yeri değil buralar. Allah’ı temaşa edeceğin yerdir senin yerin. O engin yürek ancak orada huzur bulur, o yüreğe dar gelir bu âlem. Sümeyye ol da sen, putlarla doldurulmuş Kâ’be’nin çevresinde ol ya da Kur’an’ın hikâye kitabı gibi tutulduğu bir köyde ol, ne fark eder ki sen Sümeyye olduktan sonra? Adınız soyadınız kadar kati bir bilgi gibi şunu bilesiniz ki Allah’ın bütün Sümeyye’lere kapısı açıktır. Kim Sümeyye olmak istiyorsa o, zamanının Sümeyye’sidir. Yatağında ölse bile bu böyledir. Herkes sevdiği ile olmayacak mı? Kime hayran ise onunla haşrolmak yok mu? Kimin adı seni titretiyorsa Allah seni onun izinden yürütmeyecek mi? Ne gençler, görmedikleri Mus’ab’ın arkadaşları olarak dirilmeyecekler mi? İsteyen Mus’ab olur. *** Bir bankada çalışan ya da tek geçim kaynağı faiz olan birinin evinde yemek yememek gerekir. Malında karışıklık bulunanın evinde yemek ise haram değildir. Tebliğ maksadı ile gidip, bir çay içecek kadar beraberliğe bir tür mecburuz. Ortasını bulmaya gayret edin. Allah amelinizi mübarek kılsın. Lütfen dua edin bize. Selamünaleyküm. Nureddin YILDIZ DUA VE TEŞEKKÜR Selamünaleyküm Hocam, Eşi ve kendi içki ve faizi hayat gayesi yapmış olan bir kardeşimiz şimdi iyi bir “Riyazüssalihin” okuyucucusu oldu. Sabah namazlarını seccadelerde karşılıyor, öğrenmek için her gün çalışıyor. Şimdi eşi de namaza başladı ve duası eşinin de örtünmesi. Malından faizi temizleme çabasında. Evlendikleri gün boşanmaya karar veren, hep birbirlerini yiyen, “Bu adamdan çocuk doğrulmaz, benim kalbim temiz örtünmesem de dedikodu yapmıyorum.” diyen kardeşlerimizin evlerine içki girmiyor artık. Kızımız çok güzel örtünüyor ve duyduğu her şeyi hemen uygulamaya çalışıyor. Namazı eda eden kızımızın tartışmalarda alttan almaya çalıştığı eşinin de elinden gelenin fazlasını yapmaya gayret ettiği bir yuvada, bugün yarın doğması beklenen bir Ebrar’ımız geliyor. Hiç meal okumayan hafız din görevlimiz meal okumanın tadına varıyor, hiçbir şeyi olmayan kardeşlerimiz; infakın zevkine varıyor. Bankalara yatırılan çocuk kumbaraları kapatılıyor, faizin haram olmadığını sanan bir köyde faiz titremesi yaşanıyor. Dini mevlüt sananlar uyanıyor. Bu, kocaman köyde bir avuç insanda yaşanıyor ama umutluyuz işi vaktinden çok olan sizlerin davasının yolunda bir taş, toprak asfalt olma sevdasındayız. Rabbimizin yardımıyla olan bu işler eşimin İmam-Hatip Lisesinden içine dava adamlığını koyan İsmail Hoca ve kendi bakıma muhtaçken evladını Kur’an’a adayan Zeynep ananın yaktığı kor, bu ateşi körükleyen, alevlendiren yerinde durdurmaz yapan Nureddin Hoca’nın amel defterlerine ithaf olunur... |














